Navigation und Service

Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için 19 Eylül 2011 Pazartesi günü Bellevue Sarayı’nda verdiği resmi akşam yemeğinde yaptığı konuşma



Cumhurbaşkanı olarak yaptığım ilk resmi ziyaretlerden biri, Ekim 2010’da Türkiye’ye yaptığım ziyarettir. Eşim ve ben, Türkiye’de yaptığımız görüşmelerden, karşılaştığımız insanlardan ve karşılaştığımız içten misafirperverlikten çok etkilendik.

Sayın Cumhurbaşkanı, Sizin ve eşinizin bizimle birlikte bir yanardağ olan Erciyes’in eteklerinde yer alan memleketiniz Kayseri’ye gelmenizi, güveninizi ifade eden özel bir jest olarak hissettik. Yarın Sizinle birlikte memleketim “Barış Kenti” Osnabrück’ü ziyaret etmekten büyük mutluluk duymaktayız.

Ziyaretimiz sırasında Türkiye’nin, kapsamlı bir modernizasyonu hedef alan istikamette ilerlediğini görebildik. Almanya, bu ülkeyle partner ve dost olduğundan kendini şanslı görmektedir.

Ülkelerimiz arasındaki ekonomik ilişkiler, ilişkilerimizin taşıyıcı sütunudur. Türk asıllı işadamları Almanya’da takriben 370.000 çalışana istihdam sağlıyor. Onlar da, ülkemizin Avrupa’daki rekabet gücü en yüksek ekonomilerden biri olmasına katkı sağlıyorlar. Aynı zamanda 4.500 Alman şirketi Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Almanya, açık ara Türkiye’nin en önemli ekonomi ortağıdır.

Bu dinamikliği birlikte daimi kılmak istiyoruz. Alman şirketlerinin derin tecrübe sahibi oldukları yenilenebilir kaynaklardan enerji üretme alanında büyük bir potansiyel görmekteyim. Sayın Cumhurbaşkanı, Sizin yarın Osnabrück’te Alman Çevre Vakfı’nda ve öbür gün Stuttgart’da araştırmalarımız hakkında bilgi edinmenizden memnuniyet duymaktayım.

Bu yıl Almanya ile Türkiye arasındaki işçi göçü anlaşmasının 50. yılını kutluyoruz. Anlaşmanın akabinde ülkemize gelen kadınlar ve erkekler artık “misafir işçi” değiller.

Türkiye’den Almanya’ya gelen insanların çoğu çalışkanlığı ve becerisi sayesinde fevkalade şeyler başardı. Çoğu Alman vatandaşı oldu veya Alman vatandaşı olan çocukları veya torunları var. Bundan sevinç duyuyoruz, çünkü onlar ülkemizi ve ülkelerimiz arasındaki ilişkileri zenginleştiriyor. Hikayelerinin toplumda görünür hale getirilmesi de iyi bir şeydir. Başardıklarıyla diğerlerine de ilerleyebilmeleri için cesaret vermekteler. Bu akşam konuklarımızdan bazılarının sanatçı, bilim insanı, iş adamı/iş kadını, siyasetçi ve diğer birçok alanın temsilcisi olarak örnek olmalarından sevinç duymaktayım.

Daha renkli bir toplumun olmanın beraberinde getirdiği sorumlulukların da bilincindeyiz. Bu nedenle, Sayın Cumhurbaşkanı, Sizin de bu soruna açıklıkla değinmenize müteşekkirim. Burada yaşayan birinin Almanca konuşması ve Anayasamızın değerlerini paylaşması tabiatıyla olması gerekendir. Her iki dilde ve kültürde evinde olan insan hem kendi özel başarısı için bir şey yapmış, hem de ülkelerimiz arasındaki ilişkinin dinamikliğine de katkıda bulunmuş olur.

Farklı dünya görüşüne sahip insanlar arasında barışçıl diyalog benim için çok önemlidir. Birbirimiz hakkında ne kadar çok şey bilirsek, o kadar az önyargılara yenik düşeriz.

Sayın Cumhurbaşkanı, bu nedenle Sizinle birlikte yarın Osnabrück’te Kültürlerarası İslam Araştırmaları Merkezini ziyaret etmekten memnuniyet duymaktayım. Orada din görevlilerinin Almanca olarak eğitim görmeleri toplumumuzun sahip olduğu özgüvenin bir işaretidir.

Türkiye’ye, bu olumlu eğilimi daim kılmak ve bu şekilde Hıristiyan ve diğer dini azınlıkların inançlarını serbestçe yerine getirebilmeleri ve kendi yeni nesil teologlarını yetiştirebilmeleri için cesaret vermek istiyorum. Türk Hükümetinin azınlıklara istimlak edilmiş mülkleri geri verme isteği bu bağlamda çok dikkate alınan bir adımdır.

Farklılığı kabul etmek, değer vermek ve devlet için verimli kılmak, bunlar Almanya’nın savunduğu hedeflerdir. Küresel dünyada ayakta kalmak isteyen, yabancı olana ve gurbete açık ve meraklı olmalıdır.

Çok sayıda insan özellikle Arap dünyasında bugünkü Türkiye’deki gelişmeleri örnek olarak görüyor, bilhassa çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede demokratik reformları uyguluma kabiliyeti açısından.

Bölgede ve dünyada, Türkiye çok çeşitli şekilde sorumluluklar üstlenmektedir. Almanya, bölgenizde bulunan ülkelerle anlayışa yönelik rotanın devam etmesini, sükunet ve denge sağlamasını umuyor.

Ülkelerimiz arasında giderek yoğunlaşan işbirliği, Türkiye‘nin başlattığı etkileyici reformlardan yararlanmaktadır. Türkiye vatandaşlarını adım atılan bu yolda ilerleme konusunda cesaretlendirmek istiyorum.

Avrupa Birliği müzakereleri adil ve ucu açık olarak devam etmesi gerekir. Avrupa Birliği de aktif olarak üyelik sürecinin başarıyla sürmesi için çaba sarf etmeli ve günün birinde Türkiye üyelik şartlarının tamamını yerine getirdiğinde de kendisinin üye alma olabilirliğini sağlamalıdır.

Sayın Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Şark ile garbı artık birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını bizlere yüzyıllar boyunca bilginler somut olarak anlattı. İslam’ın ilk döneminde felsefeciler, tıp adamları, matematikçiler, gök veya coğrafya bilimcileri tarafından bize ulaştırılan bütün önemli bilgiler Avrupa’da yeni bakış açıları benimsemeye yardımcı oldu.

Diğer bakış açılarını kabul etmenin ne anlama geldiğini yazar Orhan Pamuk gösteriyor:
Romanı “Benim Adım Kırmızı”da en az 21 öykücü ve aynı sayıda hikayenin farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Bu da duruma göre, doğu ve batı ressamlığına ve de romana, ayrıca sanatın diğer şekillerine, dine ve tabii ki siyasete bakış açısını belirliyor. Anlayış, diğerinin perspektifini fark etmeyi şart koşuyor. Çünkü Pamuk kitabında şunu yazıyor “eğer bir kişi atı başka bir şekilde resmetmeye başlarsa, dünyayı diğer kişinin gözüyle görecektir.”

Almanya ile Türkiye arasındaki partnerlik, dünyayı ve dünyayı meşgul eden büyük konuları, sahip oldukları bütün çeşitlilikle idrak etmeyi ve bu şeklide birlikte iyi bir gelecek inşa etmeyi mümkün kılıyor.

Bu anlayış içinde Sayın Cumhurbaşkanı ve Hanımefendinin sağlığı için, Türk halkının esenliği ve ülkelerimiz arasındaki yüzyılı aşkın fakat insani olarak sürekli genç kalan dostluk için kadehlerinizi kaldırmanızı rica ediyorum.